Peyami Safa – Yalnızız

Peyami Safa - Yalnızız
Peyami Safa – Yalnızız
— Müsaade et, dedi, ben daha konkre düşünmek istiyorum. Niçin intihar etmiş? Yalnız olduğu için mi? Sence hepimiz yalnızız, fakat hepimiz intihar etmiyoruz.
Samim hemen cevap verdi:
— Bir kâğıt bırakmış. “Kendi kendimden nefretimin çirkinleştirdiği…” Ha… Evet… Bir kelime daha var, şimdi hatırladım: “Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.” Bu cümle her şeyi söylüyor. Şaşıyorum. Meral’in kendi kendisini bu kadar kısa bir ibare içine sığdırabilmesindeki başarıya hayret ediyorum. “Kendi kendimden nefretimin…” Bak, burada da iki “kendi” var. İnsanın benliğindeki bu ikilik en az yarım asırdan beri malûmdur. Birine “sosyal ben”, hatta “resmî ben”, ötekine “asıl ben”, “temel ben” dendiği olmuştur. Daha birçok ben’ler düşünülebilir. Fakat kökleri iki tanedir. Ancak bunların şuur mekanizmasındaki yerleri ve fonksiyonları karanlıktır. Bir “gayrişuur” veya onun tam anlamdaşı olmayarak bir “şuuraltı” tasavvur edilir. Bence, bunun belirtilerine göre. üç tabakası vardır. Biri ruhîdir ve hâtıraları saklar, ikincisi vücuda bağlı, somatiktir, içgüdüleri ve refleksleri taşır. Üçüncüsü atavik veya genetiktir, atalardan intikal eden, kromozomların beden ve ruh üzerine gizli tesirlerini taşır. Fakat bu üç tabakadan hiç birine sosyal benimizi yerleştiremeyiz. Yung’un “kollektif şuursuzluk” dediği arşetipler ambarı yersiz kalmaktadır. Sayısız belirtilerine göre bir de “şuurüstü”, tâbir caizse bir “hyperconscience” tasavvur etmek de lâzımdır. Bundan da üç tabaka görünüyor. Biri sosyaldir, bizi cemiyetin polipsişik yapısına bağlar ve sosyal benimizi vücuda getirir. İkincisi daha yüksek bir derecedir. Parapsişik diyebileceğimiz bu tabakada, zamanı ve mekânı aşan bu daha yüksek şuursuzluk hali, geleceği ve uzağı görmek hassalarının mihrakıdır: Önseziler, telepatiler, metagnomiler, kehanet ve kerametler bu tabakaya girer. Dördüncü buut ve altıncı duyu nazariyelerinin burada kendilerine mesnet aradıklarını görürüz. Nihayet üçüncü ve en yüksek tabaka mistiktir. İnsanın ruhunu Allah’la temasa getirir. Meral’in kendi kendinden nefreti, bu “şuurüstü” nün sosyal tabakasıyle “şuuraltı”nın somatik tabakası arasında bir mücadelenin işaretidir. Yani klasik ifadesiyle ahlâk ve beden arasında bir çatışma.
Samim’le beraber Alâaddin de sustu ve biraz sonra:
— Peki, dedi, bu “sosyal ben” nasıl yalnız kalıyor? Mademki sosyaldir?
— İşte, insanın bütün dramı buradadır. Çünkü onun bu yüksek şuur tabakaları somatik yapısının tesirlerinden kurtulacak kadar gelişmemiştir. “Sosyal ben”, ötekinin, yani biyolojik ben’in emri altındadır. Tamamiyle kendi kendisi, yani sosyal olamadığı için yalnızdır, köleliğinden iğrenir. Meral’in nefreti budur. İnsanı intihara veya haberi olmadan birçok hastalıklara hazırlayan günah kompleksi böyle bir iç mücadelenin düğümüdür. Eğer Meral kendini öldürmek istemeseydi, bir ay veya on beş sene sonra hastalanabilirdi. Nevrasteni, verem, safra kesesi iltihabı veya kanser, ne olursa olsun, bu hastalığın kökü şuuraltında saklanan günah kompleksi olacaktı.
Alâaddin mırıldandı:
— Nerelere kadar gidiyorsun!
Samim yorgun bir sesle cevap verdi:
— Basit bir dünyada değiliz.
Biraz düşündükten sonra ilâve etti:
— Ben sana acele ve üstünkörü anlattım. Bir kitap yazmağa hazırlanıyorum.
— Simerya mı?
— Simerya veya Simeranya. Adının ehemmiyeti yok. Anlatmıştım sana biraz. Yüz elli yıl sonraki dünyayı tasavvur ediyorum. Tam sırası. Önsözü bir iki güne kadar yazmaya başlayacağım.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: