Yusuf Karakurt – Bir Vicdan Meselesi

Yusuf Karakurt - Bir Vicdan Meselesi
Yusuf Karakurt – Bir Vicdan Meselesi
“Bakın ne istiyorsunuz benden bilmiyorum ama benim bu olayla bir ilgim yok. Benim hiçbir olayla ilgim yok esasında. Boş bir adama çattınız beyler. Ben cümle değilim, ben olsa olsa o cümleye yazılan boş bir sayfayım. Sevdiğiniz bir şarkının fon müziğini atlayıp hemen söze gelmek istersiniz ya işte ben o bir türlü geçmek bilmeyen fon müziğiyim. Sıkılırsınız benden. Ha öldürecekseniz bilemem. Ama değmez. Sonra hani olur da vicdan gelir çatar yüreğine aklınıza, yani bilmiyorum nerenize çatarsa pişman olursunuz. Kurtulamazsınız. Lanet değil ya yok öyle bir şey. Vicdan işte. Şu bildiğimiz, insanı kahredeninden.”
 
O bu sözleri söylerken yanında birikmiş eli bıçaklı ve sopalı beş kişi ona aval aval bakmaktaydılar. Mesele neydi? Mesele yoktu ki. Sadece dünyadan beklentisi olmayan beş tane salak yol kesmişti. Nasıl bir insana çatmışlarsalar artık şair ruhlu birinin tekine denk gelmişlerdi. Susmak bilmiyordu. Bu geceyi aç geçireceklerini düşündü içlerinden en toyu. Sanki diğer günler çok doyuyorlardı.
 
“Kes!” diye bir ses geldi. Bu sesi oradaki altı kişiden hariç duvarda salına salına yürüyen bir kedi de duydu. Duyar duymaz da sesin geldiği yere doğru baktı ve tüm dikkatini oraya verdi. “ Hakkımızı ver, kurtul” dedi “Kes!” ünlemiyle kedinin bile dikkatini çeken herif. Sanki öldürecekti. Öyle bir niyeti yoktu. Herhalde kurtul demesinden kasıt ölmekten kurtulmaktan değil de bu andan kurtulmaktı. Bizim mağdur da sağa sola bir bakındı. Yapacak bir şey yoktu. Hak’tan dediği de herhalde paraydı. Ya verecekti paralarını ya da dayağı yiyecekti. Arkadaş nereden onların hakkı oluyormuş parası. Hay aksi henüz yeni çekmişti parasını. Babası güç bela gönderiyordu zaten. Şimdi gelmiş buradaki hergeleler parasını istiyordu. Neden para? Neden mutluluk istemiyorlardı ondan? Bir şiir okumasını isteyebilirlerdi. Ama para istiyorlardı. Neden? Eğer karınları açsa hep birlikte bir çorbacıya gidebilirlerdi. İkram ederdi onlara. Ama hayııırrr. Onlar iyilik istemediler. Öyle olmuş olsa dilenci olurlardı. Bir aşık gibi dilenmek onların zoruna gidebilirdi. Allah kurtarsın. Bizimki reddetti isteklerini. Issız bir sokaktı. Gelen giden yoktu. Oracıkta çullandı iri yarı beş kişi bizimkine. Kedi kaçmıştı.
 
Dünyada her zaman cüsseli insanlar kazanmıyordu. Köşeyi döndüğünde son adamdan da izini kurtardı. Bu kadar iyi dövüşebildiğini bilmiyordu. Belki de onlar sopalarına çok güvenmişlerdi. Yine de yüzünde birkaç sıyrık vardı. Parmaklarının acıdığını hissetti. Hayat bir oyundu. Ama bazıları bu oyunu abartınca kavga kaçınılmaz oluyordu. Bir kedinin ağzında yavrusunu taşıdığını gördü. Allah’ım şu güzellikleri görmek yerine insanların parasını görmek için dayak yiyen insanları da ıslah eyle diye dua etti. Amin dedi arkasından bir ses. Kahretmesin bu o beş kişiden biriydi. Kaçmak istedi. Kaçma bir şey yapmayacağım dedi o beş kişiden biri olan. Ama yine de kaçtı. “Gelir miyim oyuna. Bir şey yapmayacakmışmış. Yer miyim ben bu oyunu.” Hakikaten yememişti.
 
Yenilen pehlivan neden güreşe doymuyor? Daha çok yenilmek daha çok tecrübe edinmek var evet fakat manasını bilmiyorsun bunun be kardeşim. Tamam belki daha çok dövülerek dövmesini de öğrenebilirsin. Peki, benim her zaman beş kişiyi dövebilecek bir gücüm olacak mı? Ah insanlar, hayır hayır yol kesiciler, hiç ince düşünecek kadar paranız yok değil mi? Bilmiyorum beyin mi lazımdı bunun için. Eee o kadar yol kesiyorsunuz bir gün de beyin için kesin. Ama yok cinayete girmeyin, sonra dediğim gibi vicdan gelir sizi bulur. Gidin bir çorbacıya beyin için. O böyle düşünürken geçtiği sokaktaki duvarların birinde şöyle yazıyordu. “İnce düşünmek için kalp lazım.”
 
Sonunda evine varmıştı. Kapıyı her zamanki gibi açtı. İçeriye girdi. Kapıyı her zamanki gibi kapattı. Anahtarı koydu masanın üzerine. Montunu çıkardı. Astı. Çok yorulmuştu. Odasına girdi. Aman Allah’ım ne görsündü. O beş kişi karşısındaydı.
 
İçlerinden Reyiz dedikleri “Vicdan’ın seni bırakmıyor galiba” dedi. Korktu. Çok korktu. Bizimkini bir terleme almıştı. Soğuk bir kış günü bir evde beş kişiyi paraları için öldürürken bu kadar terlememişti. Soğuk bir ter… Buraya kadardı her şey. Vicdan bırakmıyordu. Ah ne biçim bir şeysin sen vicdan…

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: